Nusret Kaya

Nusret Kaya

Nusret Kaya

 

Son dönemlerde yepyeni bir tartışma yaşanıyor; Kuyruk bilimi, Üst Beyin - Alt Beyin, Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı, Kutsal Kase… Bu tartışmaların kaynağındaki isim ise beyin ve insan psikolojisiyle ilgili yeni bir ekol ortaya atan Doç. Dr. Nusret Kaya.

Doç. Dr. Nusret Kaya, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim almış, beyin cerrahisinden psikiyatri dalına geçmiş. Uyku sorunları ve rüyalarla ilgili uzun yıllar çalışmış. Psikoterapi için rüyaların önemli bir araç olarak kullanılabileceğini fark etmiş ve bu alanda hastalarına hizmet vermiş. Doç. Dr. Nusret Kaya’yı son yıllarda gündeme taşıyan konu ise, pek çok tartışmayı da beraberine getiren Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı tezi ve bunun beraberine açıkladığı Üst Beyin - Alt Beyin ifadesi… Kaya’ya hem bahsi geçen kavramları hem de konuyla ilgili aklımıza takılanları sorduk.

Konuşaraktan ziyade yazarak ifade yeteneğinin çok daha güçlü olduğunu vurgulayan Kaya, eklemeden de geçemiyor: “Yazı konuşmanın bir üstündedir. Benim kavramlarıma göre düşünürseniz konuşmak bağırsaklarla ilintilidir. Örneğin bir ülke abartılı bağırsaksa o ülke konuşan toplum olur. Okuyup yazan toplum olmaz. Sadece konuşur… Tüm Avrupa’daki cep telefonu konuşmalarından Türkiye’nin cep telefon konuşmaları daha yüksektir. Bu durumun bir benzerini televizyonlardaki tartışma programlarında da sıkça görürüz.”

WR: Üst Beyin – Alt Beyin nedir?

Üst Beyin, korteks olarak da bilinir, bir taze cevizin üstündeki ince zar gibi beynimizin üzerini kaplayan 1 mm kalınlığındaki kısımdır. Onu soymayı becersek 1 buçuk 2 metre alan kaplar. Okuyanlarınız bilir, Agatha Christie kitaplarında cinayetleri çözen gri hücreler işte beynin bu kısmında bulunur. Bunu bilmediğimiz zaman tüm beyni bundan ibaret zannederiz. Onunla okuyoruz, onunla para kazanıyoruz, onunla düşünüyoruz, onunla felsefe yapıyoruz. İşte tuzak bu… Bunun dışında kalan tüm beyin bölümleri benim literatürümde Alt Beyin’dir. Detaylara girersem tıp dersine döner zaten. Omurilik ise daha önce de ifade ettiğim gibi yine benim literatürümde, kuyruktur.

WR: Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı nedir?

Kadınla erkeğin içteki yapıda mutlak eşit olduğunu, bir anatomi kitabı veya internette merkezi sinir sisteminin yapısını incelerseniz görür ve inanırsınız. İnsanın içteki beninde; din, dil, renk, şekil ve en çok önemlisi cinsiyet farkı yoktur. Benim esas canlı diye tabir ettiğim de beyin ve onun bir uzantısı olan omuriliktir. Bir ceninin ilk oluşumuna bakarsak da bunu net biçimde görebiliriz. Bir düşünün; gövdenizde bir yara açılsa, bir kesik olsa, bu beynin emriyle onarılabilir. Oysa beyinde ya da omurilikte meydana gelebilecek çok küçük bir hasar dahi onarılamaz. Beyin ve omurilik hücreleri yenilenemez. Beyin nakli yapılamamasının bir nedeni de budur, zaten omurilikle birlikte çıkartmanız gerekir nakil için. Tüm bu nedenlerle esas canlı beyin ve benim beynin kuyruğu olarak tanımladığım omuriliktir. Ben bunu Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı olarak adlandırıyorum.

WR: “Cinsiyet ayrımcılığı savaşların nedenidir!” demenizin nedenini açıklar mısınız?

Şöyle de düşünebilirsiniz: Nasıl ki rengi, şekli, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun laboratuar değerlerindeki normal dışı sapmalar (örneğin şekeriniz 300 sc ise şeker hastasısınız) hastalık nedeniyse, içimizdeki benin mutlak eşit olduğu duygu ve bilgisindeki sapmalar da sosyal hastalık olmakla beraber savaşların dahi nedenidir aslında. Bunu biraz açıklayayım: Az evvelki örnekle bahsettiğimiz eşitlik olgu ve duygusu, anneciğimizin rahmine düştüğümüz anda bozulur ki, ben bunları “insanda temel inşaat bozuklukları” olarak tanımlıyorum. Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı, ana rahmine ilk düştüğü andan itibaren kaydetmeye başlar. Kadın erkek eşitliğinde dünyada neredeyse son 10 ülke içinde yer aldığımız düşünülürse, anneden eşitliğe dair olumlu bir şey aktarılamayacağı ortadadır. Kırsal kesim bir kenara, çekirdek aile denilen sistemde de kadın olumsuz pek çok tavırla iç içe kalır. Bu dünyanın hemen hemen her yerinde böyledir, farklı şekillerde olsa da…

Cenin, annenin kan dolaşımı ile beslenir. Annenin maruz kaldığı tüm olumsuzluklar, üzüntüler öncelikle annenin snaps sistemini etkiler. Elektron mikroskoplarının keşfinin ötesinde bilinmiyordu snapslar. Kabaca A hücresi ile B hücresi arasındaki iletişimi kurar snaps. O aralıktaki iletişim dengesi bozulduğunda, bu bozukluk olduğu gibi cenine aktarılır. Bu da temel inşamızın hasarlı olmasına neden olur. Sık doğumlar da benzer etkiyi yaratır. İki doğum arasında en az 3 yıl olmalıdır. Doğal olanı da budur, zaten emzirme sürdüğü sürece, ki anne sütü yaklaşık 3 yıl gelir, yeniden hamile kalınamaz.

Kutsal kasesini öğrenmemiş ve başta “Şerefli Rahim – Fahişe Vajina” geleneksel kodlamalarının nesiller boyu genetik aktarımı nedeniyle kadınlar, kuyruk bilimsel olarak yaşam enerjilerini ya klitoristen alarak Amazon ya da rahimden alarak Kibele olmak zorunda bırakılır. Kibele rahmine düşeni oğlan, Amazon da kız istediği için daha ceninken cinsel ayrımcılık kayıtları almak zorunda kalırız. Kırsal kesimde yaşayan tarım toplumlarına literatürümde Rahim Toplumları diyorum. Bu toplumlarda kadınlar kök enerjilerini rahimlerinden alıyor. Büyük şehirlerde yaşayan, ekonomik özgürlüğünü kazanmış, erkeklerin arenasında kendilerine yer edinmiş kadınlarsa yaygın olarak enerjilerini klitoristen alıyor. Her iki durumda da gerçek kaynak, kutsal kase-vajina ya da benim literatürümde dediğim şekliyle ak delik, devre dışında kalmış oluyor. Yine her iki durumda da kadın kendisiyle kavgalı oluyor.

Ben de bu nedenle kadınlara bütün kitap ve konferanslarımda; “Önce kutsal kasenizdeki ışığı yoklayın, sonra hamile kalın” önerisinde bulunurum. Çünkü kendisiyle barışmamış, kadınlığını kabul etmemiş kadının doğurduğu çocuk, temel inşası bozuk olarak dünyaya gelir. Pek çok psikolojik virüs kapmış olarak dünyaya gelir.

WR: Henüz anne karnında etkilenmeye başladığımızı söylüyorsunuz. Peki, çocuklarımızı büyütürken nelere dikkat etmemiz gerekir?

0-3 yaş arası henüz üst beyin aktif olmadığından (konuşma, yürüme vs.) bebeğin bir şey anlamayacağı oldukça yaygın bir düşüncedir. Oysa alt beyni çalışmakta ve her şeyi kaydetmektedir. Hoş olmayan sahneler, çatık kaşlar, bebeğin uyusun diye sallanması, mıncıklanması, sürekli “yapma, düşersin, yanarsın…” şeklinde bağırılması nedeniyle işitsel ve görsel pek çok psikolojik virüsleri kapar. Psikolojik virüs dememin nedeni hem dirençli hem de bulaşıcı olmalarından… “Bebek bir şey anlamaz” düşüncesi çok hatalı. Çok önemli bir husus da bebeğin altının değiştirilmesidir. Kesinlikle anne tarafından yapılmalıdır ya da mecburen anne dışında birinin değiştirmesi gerekiyorsa hiç olmazsa eldiven takılmalı, ten temasından kaçınılmalıdır. Çok masumca olsa dahi yabancı bir elin teması, çocuğun hayat enerjisini anüsten almasına neden olur. Şöyle düşünün; 7-8 yaşlarına geldiğinde bir yabancının benzer bir hareketi yapması durumunda kıyamet kopar. Bebekse, sadece ağlar…

WR: Psikolojik virüsleri tedavi etmenin bir yolu var mı?

Psikolojik virüslerin tedavi edilmesi için en etkili hatta tek yöntem rüya analizidir. Rüya günlüğü tutulması alt beyin ile üst beyin arasındaki iletişimi sağlar. Temel inşadaki bozukluklar rüyalarda ortaya çıkar ve sembollerle üst beyne haykırılır. Rüyalarını hatırlayalar bunları yazdığında, takıntılarının bilincine varır. Kişinin kendisiyle barışmasının ve psikolojik virüslerden kurtulmasının yolu budur. 30 yıla yakın bir zamandır rüyalar üzerine çalışıyorum ve 70 binin üzerinde rüya analizi yapmışımdır. Dolayısıyla ayrı bir lisan çıkıyor karşımıza. Rüya analizi ile öğrenilen simge ve çağrışımların lisanı.

WR: Peki, kadınlar nasıl mutlu olabilir?

Kutsal kasesini tanımayan bir kadın mutlu olamaz. Ancak mutluluğun oyununu oynayabilir… Çünkü kadın, kendini kadın hissetmez. Çok meşhur olan klitoris, bebeklikte de uyarıldığı için sizi ya bebek ya erkek yapar. Güçlü zamanlarınızda amazon, güçsüz zamanlarınızda bebek oluverirsiniz. Bu günün saatlerinde dahi değişebilir. Alt beyin mutlaka ak delik ile beslenmelidir üst beyin ile dengenin kurulması için.

Erkek, Kadına Muhtaçtır

Tüm eski mitlerde yoğun şifre dilinde özetle şu bilgi vardır: “Rab ışığını kadınların kutsal kasesinin dibinde sakladı. Kim bu ışığı keşfedecek diye izlemekte”. Yine başta Sümer olsun eski kültürlerde “Kutsal Dişi” ve “Işık Rahibeleri” gibi tanımlara rastlanır. Sümer tabletlerinde de bahsedildiği gibi omuriliğimiz bir yaşam ağacı gibi kökten beslenir. Mutlaka temiz suyla beslenmesi gerekir. Yaşam enerjimizi ak delikten değil de kara delikten alırsak denge bozulur. Kara delik, nam-ı diğer anüs, üst beyinle ilintilidir ve alt beyni de etkilediği zaman beraberinde yaşamakta olduğumuz olumsuzlukları getirir. Enerjimizi 8 metre uzunluğundaki bağırsaklardan aldığımızda gözlerimiz ışıksız, ses tonumuz nevrotik, düşüncelerimiz saldırgan ya da depresif olur. Kutsal kaseden yaşam enerjisini alan kadının ise tam tersi; onun yaşam enerjisi gözlerinden fışkırır adeta. Burada çok önemli bir nokta daha var. Erkeğin durumu. Erkek kadına muhtaçtır, çünkü erkeğin kutsal kasesi yoktur. Kadın, ak deliğini keşfetmemiş ve kadın hissetmiyorsa, erkek de ömrünün sonuna kadar çocuk kalır.

 

kwanpen