Demet Sabancı

Demet Sabancı

Gerek Türkiye’ye getirdiği markaların temsilciliği gerekse medya patronları arasında edindiği hatırı sayılır yer ile iş dünyasında adından sıkça ve övgüyle söz ettiren Demet Sabancı, babası Hacı Sabancı ve amcası Sakıp Sabancı’dan edindiği iş ve hayat tecrübesiyle, kendisine çizdiği yolda başarıyla ilerliyor.

Başarılı bir iş kadını olmasının yanı sıra ailesine düşkünlüğüyle de tanınan Demet Sabancı, samimi, sevecen ve oldukça da zarif. Demet Sabancı, ilk sayımız için kendisiyle yaptığımız söyleşide kariyer, iş hayatı ve kadın olmaya dair sorularımızı yanıtladı.

WR: Aynı anda anne, eş ve iş kadını olmanın ve üçünde de başarılı bir denge kurmanın sırrı nedir?

Aslına bakarsanız bu dengeleri kurup devam ettirmek çok da zor bir durum değil. Önceliklerinizi belirleyip, ajandanızı da ona göre organize ediyorsunuz. Bunu prensip haline getirip, takviminize de hassasiyetle bağlı kalırsanız sorun yaşanmıyor. Herkese, her şeye, hatta kendinize bile dolu dolu vakit ayırabiliyorsunuz. Benim yaptığım da sadece bu. Elbette bazı fedakarlıklar yapmanız gerekiyor. İnsanlar elinden geldiğince aile ortamı ve iş ortamının yanı sıra kendine de vakit ayırabilmeli diye düşünüyorum. Bu herkese ve herkesin ortamına göre değişebilir. Şahsen kendime bu zamanı bir şekilde yaratmaya çalışıyorum. Benim için çok kıymetli zamanlar oluyor, çünkü son derece kısıtlı zamanlar bunlar. O anımı da dolu dolu yaşamak benim ruhuma çok iyi geliyor. Motivasyonunuz ve verimliliğiniz için de çok önemli bu beslenmeyi sağlamak. İnsan, özel zevklerine, özel ilgi alanlarına vakit ayırabildiğinde kendinde bir yenilenme hissediyor. Bakış açınız değişiyor, zenginleşiyor. İstanbul çok hareketli bir şehir sürekli aktiviteler oluyor. Benim ilgimi daha çok güzel sanatlar, plastik sanatlarla ilgili sergiler, atölye çalışmaları çekiyor. Bir de Yaratıcı Çocuklar Derneği’nde çalışıyorum. Orada çocuklarla vakit geçirmek, atölye çalışmalarında bulunmak büyük keyif veriyor. Çoğukluğumdan bu yana piyano çalmayı çok severim, hala çalıyorum. Bir de arkadaşlarımla sohbet ederek yürüyüş yapmak beni gerçekten çok dinlendiriyor.

WR: İş hayatında kadın ve erkek ayrımının olduğunu pek düşünmediğinizi söylüyorsunuz bazı röportajlarınızda. İşini iyi yapan başarılı olur diyorsunuz. “Cam tavan”lar işini iyi yapan kadınlar için bir engel oluşturmuyor mu sizce?

Bünyemizdeki şirketlerimizde kadın-erkek ayrımı hiçbir zaman olmadı. Olmamasına da itinayla özen göstermekteyiz. Evet, doğrudur, bizim şirketlerimizde işini iyi yapan başarılı olur. Zaten bayan yöneticilerimiz de en kritik noktalarda konularında ihtisas sahibi bayanlardır. Ama, kısaca görülmez engeller diyebileceğimiz, iş dünyasında yönetici pozisyonunda çalışanların, belirli bir tecrübeden sonra bulundukları pozisyonda yükselmelerini engelleyen “Cam tavan”ları, bana göre 3 kısımda toplayabiliriz: Erkek yöneticiler tarafından konumlandırılan önyargılar. Kadın yöneticilerin kendini referans alması. Kendi kendine yaratılan cam tavanlar. Sonuncusunu kadınların kendileri için öne sürülen önyargıları kabul edip, kadere razı gelmeleri şeklinde değerlendirebiliriz.

Evet, “Cam tavan”lar iş hayatında kadınlara engel oluşturuyor ama bu sadece Türkiye için geçerli bir şey değil. Hatta çok gelişmiş ülkelerde de karşımıza çıkan bir sorun. Görülmez bir sorun ama herkesin bildiği bir sorun. Nasıl üstesinden gelinir? Tabi ki bunun da anahtarı; eğitim.

WR: İş hayatında, kadınların kadınlarla daha çetin bir rekabet içinde olduğu kanaati yaygındır. Buna katılıyor musunuz?

Buna da “Kraliçe arı” sendromu diyebiliriz. Özetle, kadınların birbirlerini çekememeleri, tek kadın olma isteği gibi yorumlayabiliriz sanırım. Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki hiç bu konularla ilgilenmedim. Rekabet her zaman güzel bir şeydir. Biz şirketlerimizde, kadın-erkek olarak değil, Türkiye için olan rakiplerimizle ilgiliyiz.

WR: Tekstil sektöründeki hedeflerinizden bugüne değin ne kadarını gerçekleştirebildiğinizi düşünüyorsunuz? Fashion TV nasıl bir fırsat sundu size?

Fashion TV, dünya trendlerini tüm görsel zenginliği ile izleyiciye sunan enternasyonel bir kanal. Moda ve kültür adına, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile gerçekleştirmek istediğim bazı projelerim vardı. Yapmak istediklerimi gerçekleştirmek için Fashion TV’nin Türkiye haklarını aldık. Moda’nın Oscar’larını seçtiğimiz Fashion TV Moda Ödül Töreni adlı organizasyonumuz, tüm dünyadaki Fashion TV’lerin her sene gelenekselleştirdiği “Miss FTV” adlı yarışmasının Türkiye ayağı oldu ve “Fashion TV Genç Tasarımcılar Yarışması”nı hayata geçirdik. Bundaki amacımız sektörde yeni isimlere şans vermek, onları gündeme getirip taze kan sağlamaktı. Yine, Türk modacılarımızın tüm dünyaya tanıtımını konu alan Kültür Turizm Bakanlığı ile ortak projemiz, “7 Mekan 7 Modacı” moda, kültür ve eğlence adına gerçekleştirdiğimiz projelerden biri… Tüm dünyanın izlediği bir kanal, Fashion TV. 204 ülkede izleniyor. Bu oldukça ciddi bir rakam. Sosyal hayatın en çok izlenen bu kanalı; Türk tekstilcileri ve Türk Modacıları, Genç Tasarımcılar için biz fırsat olarak gördük ve değerlendirdik.

WR: Özellikle moda ve lükse dair pek çok seçkin markayı Türkiye’ye açtınız ve buna devam ediyorsunuz. Bu alanda kendinize ait yepyeni bir marka yaratmayı düşünüyor musunuz?

Sürekli yeni marka arayışlarımız oluyor. Trendler günümüzde daha hızlı değişmeye başladı. Yeni, genç ve ulaşılabilir markalar tercih edilmeye başladı. Demsa Group olarak yeni yatırımlara yöneldik, ürün gamımızı genişletip çeşitlendirdik. Yeni tasarımcılar ve yeni fiyatlarla daha geniş bir tüketici kitlesine ulaştık. Bu grubu çekecek markaların ürünlerini Harvey Nichols’a taşıdık. Büyük bedene de hitap eden lüks ama makul fiyatlı markaları da ekledik. İşimizi yaparken farklılık yaratmaya, ekibimizi de bu yönde yönlendirmeye çalışıyoruz. Hitap edilen gelir düzeyini göz önüne aldığımızda profil olarak bir fark bulunmuyor. Hedef kitlenin ihtiyaç ve zevklerine yönelik mümkün olduğu kadar çeşitli ürün gamıyla müşterilerimizin beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz. Kendi markamızı yaratıp yaratmayacağımız çok soruluyor ama böyle bir düşüncemiz hiç olmadı diyebilirim. Ancak Brandroom, tamamen kendimizin oluşturduğumuz bir konsepttir, bu eğer bir marka gibi algılanıyorsa kendi markamızı oluşturmuş durumdayız ama tamamen giyim üzerine A’dan Z’ye çizimi, üretimi, pazarlaması bize ait bir marka oluşturmayı düşünmüyoruz.

WR: Eşinizle birlikte oluşturduğunuz koleksiyonu paylaşma isteğiniz ve Haliç’te açmayı planladığınız müzeden biraz bahsedebilir misiniz?

Uzun zamandır eşimle birlikte üzerinde çalıştığımız bu projeyi 2011 sonuna yetiştirmeye çalışıyoruz. Çok heyecan verici ve güzel bir proje. Umarım İstanbullu sanatseverlerin de beğeneceği bir yer olur. Özellikle Türk Resim Sanatı’na ışık tutacağına inandığımız bir proje olacak. Başlangıcından günümüze kadar gelen 200’ün üzerinde sanatçı ve 2000 adetin üzerinde kalıcı eser koleksiyonuyla, hakikaten farklı bir noktada olacağımız kanaatindeyiz.

WR: Önce bir eğitim kanalı ardından World Travel, Channel, müze... Tekstilden sonra sosyo-kültürel alanda da iddialı olduğunuz görülüyor. Bu alanda neler hedefliyorsunuz? Sırada yeni projeleriniz var mı?

Öncelikli hedefimiz, turizm konusunda dünya çapında önemli bir yere sahip olan Türkiye’nin bu konudaki potansiyelini artırmak. Ülkemizin turistik değerinin yurt dışında tanıtılması da önem verdiğimiz bir başka amaç. Bu yüzden televizyon kanalımız da, çağrı merkezimiz de çok dilli ve çok uluslu. Kısacası bir Rus, Televizyonumuzu Rusça seyredecek, çağrı merkezimizden kendi diliyle alışveriş yapabilecek. World Travel Channel, aynı zamanda Türkiye’nin ve hatta Dünya’nın ilk turizm “network”ünün de bir parçası. Yani sadece Türk insanına veya Türkiye’de tatil yapmak isteyenlere yardımcı olmayacağız. Bir Alman bizim yardımlarımızla Yunanistan’da da tatil yapabilecek. Çok sayıda yeni projemiz var. Girişimci ruhumuz yayılmaya başladı sanırım artık. Yeni projelerin bir kısmı kendi yapmak istediklerimiz, kafamızda şekillenenler oluyor. Bir kısmı ise dışarıdan talep olarak geliyor. Elbette öncelikli hedefimiz, World Travel Channel’ın “network”ünü iyice oturtmak, belli bir aşamaya getirmek. Yeni projelerimizi olgunlaştırmaya, ancak bundan sonra yönelebiliriz.

WR: Son yıllarda çok büyük bir atılım yaptınız ve hız kesmeden de ilerlemektesiniz. Vizyon ve stratejilerinizi iyi belirlediğinizin de bir göstergesi bu. Bunu başarmanın ve yaptığınız atılımı sağlayan olgunluk ve birikimi, itici bir güç olarak bu derece verimli halde kullanabilmenizin sırrını bizimle paylaşır mısınız?

Sonuçta, iş hayatının ticaret, ticaretin de riskten ibaret olduğunu düşünüyorum. Önemli olan planlama süresini geniş tutarak araştırma ve gözleminizi büyük açılarda tutmak. Başarılı yönetimin anlamı; kaliteli risk almak ve o devrede olası kriz anları için alternatif projeler üretmektir. Bunların hepsi tecrübe ile olan birikimlerdir. Tecrübelerinizi doğru kullandığınızda doğru kararlar alıyorsunuz, bu da kariyerinize olumlu olarak yansıyor. İyi bir fizibilite çalışması yapmak gerekiyor, bunun için epey bir emek vermek ve kesinlikle doğru bir ekiple bu çalışmayı yapmak önemli. Konuyu anlayan, sizi doğru yönlendirebilecek, fizibilite raporunu çıkarabilecek kabiliyetin olduğu bir ekibiniz olmalı. Fizibilite neticesi olumlu çıkarsa, bu sefer de konuyu hayata geçirmek için bir ekip oluşturmanız gerekiyor. Hayalinizdeki projenin gerçekleşmesi için ekip çok geçerli bir unsur. Ekibi oluştururken de sadece bilgi birikimleri değil, ekip içinde uyumlu çalışıyor olmaları çok fazla önem arz ediyor. Bu saydıklarımı karşılayan bir ekibiniz olduğunda da çok fazla aksilik yaşanmadığını şahsen söyleyebilirim. Belki şanslıydım, belki de sadece doğru zamanda doğru seçimler yaptım.

WR: Sabancı çatısı gibi emin bir yerden ayrılarak, bir anlamda da risk alarak kendi yolunuzu belirlediniz. Bu tercihi yapmanızın ardındaki nedenler nelerdi?

Sanıyorum iş alanında verdiğim en kritik karar, eşim Cengiz Çetindoğan ile ortak olduğumuz uluslararası markaları bünyesinde barındıran Demsa Group adlı şirketimizi kurmak oldu. Uzun yıllar Sabancı Holding bünyesinde bulunan tekstil şirketinde çalışıyordum ve artık farklı konularda iş hayatında bulunmak istiyordum. Aldığım eğitimi, edindiğim tecrübeleri kullanarak kendi adımıza iş dünyasına atıldık. Demsa Group ile Türkiye’deki perakende sektörüne uygun, Türk tüketicisine yakın ve büyüyebilecek markalar seçtik, doğru kararlar ve stratejilerle ilerledik. Perakende, moda, tekstil derken medya sektörüne de girme kararı aldık. Aslına bakarsanız hayattan aldığınız tecrübelerle, aldığınız doğru kararlarla, aldığınız risklerle kariyerinizi belirleyebiliyorsunuz. Doğru kararım ve aldığım doğru riskler, kariyerimde bugünkü durumuma gelmemi sağladı diyebilirim.

WR: Sizin için “lüks” ve “elit” neyi ifade ediyor? Giyim, aksesuar ve mücevherde sizin için yeri özel olan marka ve tasarımcılar bulunuyor mu?

Lüks; şık ve konforu, Elit ise seçiciliği ifade ediyor. Marka olarak tercih ettiklerimse; Micheal Kors, Elie Saab, Zuhair Murad ve Cartier.

WR: Rotanızı belirlerken, iş hayatındaki duruşuyla ya da yaşam tarzıyla sizi etkileyen bir kadın / kadınlar var mı?

Yaşam tarzıyla, duruşuyla, hayata bakışıyla, hayata verdikleriyle, hayattan beklentileriyle beni etkileyen tek bayan annem olmuştur. Her zaman örnek almaya da devam edeceğim Özcan Sabancı’dır.

kwanpen